OneSohbet - Chat - Sohbet - Chat yap - Chat kanalları - Chat odaları - Chat

 

 


 


Aradığınız Herşey OneSohbet.com'da

Aradığınız Herşey
ESRARENGİZ OLAYLAR
Keops piramidi

Mısır'daki, KEOPS piramidine taşlar o kadar düzgün şekilde yerleştirilmiştir ki, iki taşın arasına bir kağıt bile giremez. Piramidin kendisi 6 milyon tondur. Bazı taşların ağırlığı 5 tonmuş, söylenildiğine göre 4000 taş ustası ve 100.000 işçi kullanılmış, ESRARENGİZ olan ne? O yıllarda, son derece ilkel aletlerle çalışan insanlar bu taşları nasıl kaldırdılar? 100.000 adamın karnını nasıl doyurdular? Taş ustaları taşları nasıl bu kadar düzgün yontabildiler? Keops'un gömüldüğü sanılan 'Kral Odası'nın girişi koridordan daha büyük olan granit bir parçayla kapatılmıştı. Bunu ilk kez Araplar 9.yüzyılda mezara girdiklerinde keşfettiler, mezarın içinde sadece bir kutu kırmızı granitten başka hiçbir şey bulamadılar, ne ceset, ne bir alet. Peki, GiZEMLİ olan ne? Granit parça. Çünkü koridordan daha büyük olduğuna göre, yapılmadan önce oraya konmuş olmalıydı, o zaman mezar soyguncuları içeri nasıl girebildiler? Kutu ne amaçla konmuştu?

Piramit ne amaçla inşaa edilmişti? Eskiden metalleri altına dönüştürebilen bir taşın piramitlerin içine gizlendiğine inanırlardı. 1800'lerin sonunda gök bilimcisi Charles Piazzi Smith, 600 sayfalık bir kitap yazdı, kitabında pekçok şeyin yanısıra, 'piramit inç'i adını verdiği yeni bir ölçü birimi de keşfettiğini yazmıştı. Bir çok kişi piramidin bir tür 'taş İncil' olduğuna inanıyordu, bunlara göre her koridorun, her odanın bir anlamı vardı, 1960'da Reinhold Schmidt adındaki bir satıcı, bir UFO tarafından kaçırıldığını ve piramidin içine bırakıldığını iddia etti, piramidin içinde gizli odalar, ve İsa'nın haçını görmüştü, ayrıca siyah mürekkeple, İngilizce olarak Musa'nın 32 emrinin yazılı olduğu tabletleri gördüğünü de iddia ediyordu, insanlığın tarihi ve geleceği yle ilgili yazılar görmüştü.

Mısır tanrılarından Thot'un gerçekte bir astronot olduğuna ve piramiti kozmik sırları gizlemek amacıyla inşaa ettirdiğine inananlar da var.
Piramidin içinde ne var gerçekten? 1969 yılında, Nobel ödüllü Dr. Walter Alvarez, ve bir grup Amerikalı bilim adamı, piramidi kozmik ışın dedektörleriyle taramaya karar verdiler, böylece eğer varsa, gizli odaları bulacaklardı çünkü ışınlar boş odadan, taşa göre daha hızlı geçiyorlardı. Ama çok tuhaf bir şey oldu. Bir günün kaytıları, ertesi güne uymuyordu, araştırma ekibindeki IBM 1130'dan sorumlu Dr. Amr Gohed, şunları söyledi: ' bildiğimiz tüm bilimsel kanunlar altüst oldu, ya piramidin geometrisi çok yanlış, sonuçları etkiliyor ya da ister büyü, ister Firavun'un laneti deyin, açıklayamadığımız bir şey var!'


MARY CELESTE gemisinin yolcularına ne oldu?

4 Aralık 1872' de Kaptan David Dead Morehouse komutasındaki Dei Gratai adlı İngiliz gemisi New York ile Cebelitarık boğazı arasında seyrederken, tuhaf ve başıboş bir şekilde hareket eden bir gemi gördüler. Gemiye yanaştılar, seslendiler kimse cevap vermedi, Kaptan adamlarına sandalları indirip, ne olduğuna bakmalarını emretti, adamlar gemiye çıktılar, görünüşe göre gemide kimse yoktu..kamaradaki altı pencere tahtalarla kapatılmıştı, elbiseler kuruydu ve jiletler paslanmamamşıtı, belli ki gemi su almamıştı, bir dikiş makinası yağı kutusu dikey olarak duruyordu, bu da gösteriyor ki, gemi dalgalarla sarsılmamıştı yeterli yiyecek ve su vardı, bir kamaradaki masada, 'sevgili eşim Fanny...." diye başlayan bir mektup kağıdı duruyordu... Saat bozulmuş, pusula kırılmıştı, cankurtaran sandalları yoktu, sekstant ve kronometre kayıptı, yerde bir kadın elbisesi ve bir çocuk oyuncağı vardı, sanki herkes çok aceleyle gemiyi terketmiş gibiydi, ayrıca esrarengiz kan lekeleri vardı, en tuhafı da Kaptan'ın yatağınan altına kanlı bir kılıç gizlenmişti, seyir defteri hariç tüm belgeler, konşimento kayıptı, enson 24 Kasım'da tutulan gemi seyir defterinde, enlem, boylamlarla, Kaptan'ın Benjamin Briggs olduğu ve gemide eşi ve bebekleri ile ayrıca yedi kişilik bir mürettebatın olduğu yazıyıydı, peki geminin terk edilişinden bulunuşuna kadar geçen on gün içerisinde ne olmuştu?

Soruşturma başlatıldı, haftalarca sürdü ama bugüne kadar tatmin edici hiçbir açıklama yapılmadı. Ne yolcular, ne de mürettebatan kimse bulunamadı. Mary Celeste' in yolcularına ve mürettabata ne olduğu esrarını bugün bile hala koruyor. Bu ilginç olayla ilgili hepsi birbirinden ilginç teoriler ortaya atıldı, korsanlar, Bermuda Şeytan Üçgeni, isyan, UFO'lar vs. ve bu konuda romanlar yazıldı, filmler çekildi. Ama gemi Bermuda Şeytan Üçgeni'nin bölgesinde seyretmemişti, korsanlar da gemiyi kargosuyla bırakıp kaçacak kadar aptal olamazlardı, isyan için sebep yoktu, çok ilginç bir başka teori gemideki gizli bir yolcuyla ilgili.

Mary Celeste gemisiyle ilgili teoriler

Dei Gratia gemisinin mürettebatı, (salvaj) kurtarma parası almak için Mary Celeste'deki herkesi öldürdüler. (Eğer öyleyse bu umduklarından çok daha az kar getirecek bir riskti)

Gemi su almaya başladı ama önemini anlayamadılar ve panik içinde gemiyi terkettiler (öyle olsa yetkin ve yetenekli biri olan Kaptan, kalp krizinden ölmesi gerekirdi)

Korsanlar gemiyi bastı ve herkesi öldürdüler ( O sıralarda o bölgede korsan gemisi olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktu)

Gemideki herkes salgın hastalıktan ölde (cesetlere ne oldu?)

Gemiye dev bir kalamar saldırdı

Bir şekilde Kaptan'ın eşi öldü ve Kaptan üzüntüsünden kendini denize attı, mürettebat sarhoş oldu, kanlı bıçaklı kavgalardan sonra gemiyi gruplar halinde terk ettiler, ölenleri denize attılar, diğerleri karaya çıkmak için cankurtaran sandallarına bindiler

Geminin kargosunda bulunan alkol infilak etti ( ne yangın, ne de patlama izi vardı)

Bir denizaltı Kaptan'ı ve mürettebatı gemiden alıp, okyanusun dibine, oradan da bir UFO ile uzaya götürdü

Kaptan, arkadaşıyla yüzme yarışı yaparken, mürettebat onları kollamak için bir platform yapmıştı, köpek balıkları saldırıp, yüzücüleri yedi ve platform mürettebatla birlikte suya düştü.

Mürettebattan birisi psikopattı ve herkesi öldürdükten sonra intihar etti. (bu durumda cesetler ne oldu?)

Ruh çağıran kişilere göreyse, Kaptan kayıp kıta Atlantis'i gördü ve hepsi adaya çıktılar, hayran hayran ovalara ve mermer evlere bakarlarken, ada tekrar suya battı, hepsi boğuldu.

Gerçek sebep ne olursa olsun, Mary Celeste'in yolcuları asla bulunamadı.


DEMİR MASKELİ ADAM...

Roman ve filmlere de konu olan Demir Maskeli Adam kimdi? Bu soru özellikle Avrupa'da yıllarca merak konusu olmuştu. Kral 14. Louis' nin emriyle, 1669' da Bastil zindanına getirilen, ölene dek yüzündeki maske çıkartılmayan tutuklu kimdi? Gardiyanı 34 yıl boyunca, yani ölene kadar M. Saint Mars'dı ve Kral'ın hizmetindeki şövalyelerin, hatta Dartanyan'ın astlarındandı. 1681' de tutuklu Cannes körfezindeki Sainte-Marguerite'ye gönderildi, buradaki esaret günlerinde umutsuzca çelik bir çatalla, gümüş bir tabağa bir şeyler yazmaya çalıştı, ve tabağı zindanın penceresinden dışarı fırlattı, tabağı tesadüfen bir balıkçı buldu ve tekrar hapishaneye getirdi, Saint Mars, balıkçıya yazıyı okuyup okuyamadığını sordu, balıkçı okuyamadığını söyleyince gardiyan: ' İyi, eğer okuyabilseydin, seni öldürmek zorunda kalacaktık' dedi. 1698'de tutuklu ünlü Bastille hapishanesine götürüldü. Yolda, bir handa yemek molası vermişlerdi, anlatılanlara göre, gardiyan çifte pistolünü yani tabancasını yemek masasının üzerine koymuştu, tutuklunun yüzündeki maske ise filmlerdeki gibi demirden değil, balina kemikleriyle sağlamlaştırılmış, siyah kadife bir maskeydi. 1703' de tutuklu öldü, hapishanedeki teğmen Etienne du Jonca günlüğüne şöyle not düşmüştü: "M. de Saint Mars'ın sorumlu olduğu ve yüzündeki maskenin hiç çıkartılmadığı, kimliği meçhul tutuklu, biraz hastaydı ve bugün 10.00 civarında öldü '. Ertesi gün gömüldü ve kilise kayıtlarına isim olarak Marchioly yazıldı ki, büyük ihtimalle sahte bir isimdi. Maskeli esir kimdi? Gerçeği bilenler sadece Kral ve yakınlarıydı, onlar da asla konuşmadılar. Sonradan 15. Louis şöyle demiştir: Yaşasaydı, onu serbest bırakırdım, kimse gerçeği bilmiyor ve tüm söylentiler asılsız."

Dolayısıyla çok çeşitli spekülasyonlar yapıldı. Bazıları aşağıda:
Tutuklu, 13. Louis'nin eşi Avusturya'lı Anne'nin, bir İngiliz dükünden olan gayrimeşru oğluydu, 14. Louis'ye çok benzediği için tutuklanmıştı. Andrew Lang'a göre, adam İngiltere kralı . Charles'ın, edepsiz, haşarı oğluydu ve Fransa kralını çok kızdıracak bir şeyler yapmıştı. Bir başka söylentiye göre demir maskeli adam aslında 14. Louis'nin ta kendisiydi, ikizi olan kardeşi, onu hapsetmiş, kral olmanın tadını çıkarıyordu! Bazıları onun çok gizli bir görev verilen bir elçi olduğunu söylediler. Söylentilerin ardı arkası kesilmedi ama bugüne kadar demir maskeli adamın kim olduğu ortaya çıkmadı. Tv'ye birkaç kez filmi geldiğinde izlemiştim, çok heyecanlı, sürükleyiciydi, sizlere de tavsiye ederim, yine gelirse sakın kaçırmayın bu ilginç filmi... Üstelik başrolde Leonardo di Caprio oynuyor...


Gerçek bir UFO öyküsü

1952 Eylül'ünde Batı Virgina Amerika'da aşağıdaki gibi bir olay yaşandı. 12 ve 13 yaşındaki iki kardeş Eddie ve Fred May bahçede oynuyorlardı, birden alevler içinde bir cismin az uzaktaki tepeye düştüğünü gördüler. Cisim ağaçların arkasında kayboldu, çocuklar koşarak annelerine haber verdiler, anneleri de çocukları yardım için bekçi Gene Lemon'un yanına yolladı. Az sonra, bekçi Lemon, anne, iki kardeş, başka bir çocuk ve May ailesinin köpeği hep birlikte tepeye yola koyuldular... Tahta çit kırılmıştı. Yerde, kırmızı, parlak bir ışık saçan yuvarlak bir cisim vardı ve havada sülfür kokusu vardı. Birden köpek havlamaya başladı. Ağaçlara doğru bakıyordu, onlar da baktılar. Küçük birisi onlara doğru yürümek değil de sanki kayarak geliyordu, başında bir başlık vardı ve kırmızı ışınlar çıkaran iki göz onlara bakıyordu. Vücudu ya da giysisi siyah, gümüş gibiydi. Tam o sırada tıslama sesi ve sülfür kokusu yine hissettiler. Köpek korkarak kaçmaya başladı. Diğerleri de aynısını yaptılar! Gidip Şerif Sutton'a telefon edildi. Şerif de o sırada düşen bir uçak olduğunu sanıp, onu arıyordu. Yarım saat içinde herkes UFO'yu duydu, yerel gazete muhabiri Lee Steward dahil, daha kalabalık bir grup toplanıp, tepeye yollandılar... May ailesinin çocukları şok içindeydi... Herkes olay yerine geldiğinde ise kimse yoktu... Ne cisim, ne de küçük adam... İkisi de ortadan yok olmuştu!


Yaşanmış bir hayalet hikayesi..

Almanya, Hamburg'da yaşıyorduk, 1981 yılıydı..bir öğleden sonraydı..o zaman küçük bir çocuktum, üç abimle evde oynuyor, zaman zaman dalaşıyorduk..babam diplomattı ve çok yer değiştirmiştik, annemse bir mağazad yöneticiydi. O gün yaşadıklarımı detaylarıyla hatırlıyorum. Abimlerle yine basit bir şeyden küsmüş, kızıp mutfağa gitmiştim, onlar da bahçede oynuyorlardı, annem, babam işteydi... oturma odamızda babamın vaktiyle bir antikacıdan aldığı parlak sarı-kahve renkli bir org vardı...mutfakta oturmuş abimlere kızarken, bir sandalye gıcırtısı hissettim, abimler bahçede oyun oynadığından ve evde benden başka kimse olmadığından, meraklanıp yavaşça oturma odasına gittim, kimse yoktu, tekrar mutfağa döndüm, daha bir adım atmıştım ki, sandalye yeniden gıcırdadı..bu sefer abimlerin bana muziplik yapmak, korkutmak istediklerini düşündüm, ayakkabılarımı çıkarttım ve parmak uçlarıma basa basa yeniden oturma odasına girdim, abimleri yakalayacağım sanırken, bir de ne göreyim! çok genç bir kız çocuk, orgun önündeki sandalyede oturmuş, bana bakıyordu! Üzerinde mavi bir elbise vardı, ellerinde de beyaz eldivenler...yüzü kağıt gibi bembeyaz ama yanakları kan gibi kıpkırmızıydı...canlı gibi duruyordu ama içimden bir ses onun canlı olmadığını söylüyordu.. derin bir nefes aldım..kıza tekrar baktım..o zaman orgu çalmaya başladı, çok güzel bir parça çalıyordu fakat çalarken yavaş yavaş silinmeye başladı! tam o sırada abilerim içeri girmişti ve bana seslendiler.. odanın ortasında, ayak parmaklarımın ucunda ne yaptığımı soruyorlardı, onlara doğru dönüp, susmalarını söyledim, fakat başımı çevirdiğimde kız yok olmuştu! org hiç dokunulmamış gibi öylece duruyordu, abilerim bana gülüp, deli olduğumu söylediler. Ama ben o gün o gençkızı gördüğüm ve orgun sesini duyduğuma eminim. Aradan yıllar geçti, şimdi New York'ta yaşıyorum, bir baba olarak çocuklarıma ne görürlerse görsünler bana anlatmalarını, onlara inanacağımı ve asla "deli" demeyeceğimi söyledim.

<<< Önceki Sayfa - 1 - 2 - 3 - Sonraki Sayfa >>>



                                                                                                                                                OneSohbet © abiniz_KurT