|
|
ATATÜRK VE CUMHURİYET EĞİTİMİ
Birinci Dünya Savaşı sonunda batılı devletler, askerî, siyasî ve ekonomik olarak bitmiş zannıyla, altı yüzyıllık Osmanlı Devletini paylaşmanın çok kolay olacağını düşünüyorlardı. Onlara göre, yeni bir kimlikle ortaya çıkmak isteyen Türk ordusu, başlatmış olduğu Kurtuluş Savaşı'ndan galip çıksa bile, tahrip olmuş hiçbir kurumunu yeniden inşa edemezdi. Ancak, batılı devletlerin görmezden geldiği bir lider vardı. O da Mustafa Kemal'di. Türk ulusu, büyük önderi sayesinde olağanüstü gayretlerle bağımsızlığını kazanmış, yeniden yapılanma yolunda inkılâpları hızla uygulamaya koymuştur. O Büyük Önder ki, savaş meydanlarından sonra asıl kazanılması gereken savaşların, ekonomik zaferler olduğunu, aksi takdirde çok büyük zaferlerin bile kısa bir sürede unutulacağını biliyor; bunun için de Kurtuluş Savaşı bitiminde İzmir'den Ankara'ya dönüşünde:"Küçük savaş bitti.
Asıl büyük savaş yeni başlıyor. Büyük savaş cehaletle yapılacak olan savaştır. Bunun tek yolu da millî bir eğitim politikası oluşturmaktır." diyordu. Hedef, Türk milletinin geri kalmasına sebep olan bazı kurumların yerine, toplum hayatında çağdaş gelişmeyi sağlayacak modern kurumlar oluşturmak ve kalkınmadaki temel atılımları bir an önce gerçekleştirmekti. Bunun yolu eğitimden geçmekteydi. Atatürk'e göre: "Eğitim, bir milleti ya hür müstakil, şanlı yüksek bir cemiyet hâlinde yaşatır, ya da bir milleti esaret ve sefalete terk eder." İşte bütün bunları gerçekleştirmenin en etkili yolu eğitimde yapılacak köklü devrimler ve değişikliklerdi. Atatürk, eğitimin millî, lâik, akılcı, gerçekçi ve ihtiyaca cevap veren bir öze sahip olması için gerekli tedbirleri alarak, dil, tarih, hukuk ve yazı alanlarında yapılan köklü değişikliklerle çağdaş gelişmenin önünü açmıştı.
Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin sağlam temeller üzerinde kurulması için özellikle millî eğitim işlerinde başarıya ulaşılması gerekiyordu. Bu yüzden Atatürk, gittiği her yerde ve katıldığı bütün toplantılarda, cehaletin ve yoksulluğun ancak eğitim yoluyla ortadan kaldırılacağını önemle belirterek gerçekleri açıklamıştır. Türk ulusu, eğitim kadrosunu oluşturmak için bütün güçlerini seferber ederek öğretmenler yetiştirmiş ve bu eğitim ordusunu yurdun dört bir tarafına dağıtmıştır. Artık cehaletle savaş başlamıştır. Bu savaş, aynı zamanda tarih boyunca aleyhimize kullanılan bütün olumsuzluklara karşı yapılan bir savaştı. Bu savaş ile bütün dünya, hayretler içerisinde Türkiye'deki değişimleri izleme durumunda bırakılmıştır. Yıkıntılar üzerinde genç, dinamik ve modern bir devletin filizleri yeşermeye başlamıştır.
Bu durum için: "Az zamanda büyük işler başardık." diyordu Büyük Önder.Gerçektende kısa süre içerisinde, eğitim-öğretimdeki kurumlar yaygınlaştıkça yeni kadrolar yetişmiş, bu kadroların çalışmaları ihtiyaca cevap verdikçe, kalkınmada büyük gelişmeler sağlanmıştı. Köy enstitüleri, diğer yüksek okul ve üniversitelerin açılmasıyla çok önemli şahsiyetler yetişmiş ve bu şahsiyetler herkesi gururlandıracak işler yapmışlardır.
Atatürk bir sözünde,"Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla pes edip, taviz vermediğimizi, aklı ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Bundan dolayıdır ki ben, manevî miras olarak hiçbir ayet, hiçbir doğma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır." diyerek bizlerin daha çok çalışmamızı ve müreffeh bir toplum olmamızı şiddetle istemiştir. Yine bir konuşmasında,"Zaman sür'atle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini ileri sürmek aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur." demiştir. Her konuda olduğu gibi eğitim ve öğretime Atatürk kadar önem veren kaç lider var, doğrusu merak ediyorum. "Erkek ve kız çocuklarınızın, aynı surette bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin âmeli olması mühimdir. Memleket evlâdı her tahsil derecesindeki iktisadî hayatta âmil, müessir ve muvaffak olacak şekilde teçhiz olmalıdır" diyen Atatürk bunun için de,"Öğretmenlerin çok iyi yetişerek Türkiye Muallimler Birliğinin bütün memlekette taazzuvuna, Konya'yı olduğu gibi Van'ı ve Hakkâri'yi de teşkilâtı dahiline almasına ve her köyde âzaya mâlik bulunmasına derin bir alâka ile intizar edeceğim. Muallimler, Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister. Yeni nesli, bu evsaf ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir." diyerek en fazla öğretmenleri önemsemiştir. Bu sebeple
Atatürk'ün manevî mirasına en fazla sahip çıkması gereken kesim, öğretmenlerdir. Tabiî ki öğretmen yetiştiren kurumların da kaliteli bir eğitimi gerçekleştirebilecek şekilde teknolojik araç ve gereçlerle donanmaları şarttır. Sadece bu şekilde sağlıklı düşünen, çalışkan, üreten ve milletini seven nesiller yetiştirebiliriz. Buna da çok ihtiyacımız var. Çünkü, bu ülkenin kişilikli, bilgili ve çalışkan insanlara ihtiyacı var.
Gerçekten de artık, sanayicisiyle, işçisiyle, köylüsüyle, esnafı, memuru ve öğretmeniyle Atatürk'ün belirttiği gibi çağdaş eğitim sistemimizi yerine oturtmamız gerekir. Huzurlu, mutlu ve zengin bir ülke olmanın yolu buna bağlı demeye gerek var mı acaba?...
Zeynel YÜKRÜK
Murat İlköğretim O. Md. Yard. /ELAZIĞ
AYDINLIK GELECEĞİN AŞIKLARINA
Öğretmen, sosyal yargılarını başka dünyanın aydınlarının eserlerinden değil, kendi toplumundan; kitaplara bakarak değil, halkın içine girerek vermelidir. Çünkü o, halkın karşısında sorumluluk duyan bir kişidir. Bunun için, halkının sosyal ve psikolojik yapısını, tarihsel ve kültürel bağlarını, dilini, duygularını, sahip olduğu değerleri ve yaşam biçimini bilmek durumundadır. Bundan sonra doğruluk ve içtenlikle işe koyulduğu zaman, kendisinin de halktan biri olduğunu ve köklü bir ağacın dalları ve yaprakları gibi halkıyla aynı nefesi alıp verdiğini görecektir.Öğretmen, hedefine ulaşmak için önünde oldukça uzun bir yol bulunduğunu bilmelidir. Yaşamın engebeli yollarında ilerlerken, ters anlayışlarla, moral ve cesaret kırıcı tutumlarla, davranışlarla ve hatta kendisine çok ağır gelebilecek koşullarla karşılaşabilir.
Öğretmen, bunları yaşamın doğal bir zorunluluğu olarak görmeli, cesaret ve öz güveninden hiçbir şey yitirmemeli ve hedefine doğru mola almadan, kararlılıkla yoluna devam etmelidir. Öğretmen, hiçbir zaman için bilgi düzeyini, seviyesini küçümsememelidir. Kendisinin de mutlaka bir şeyler verebilecek kapasitede olduğuna içtenlikle inanmalıdır. Zira en görkemli bir ağacın meyvesine gereksinim duyanlar olduğu gibi, çok önemsiz görünen sıradan, basit bir yosun parçasına gereksinim duyan, yaşaması ona bağlı olan sayısız canlının varlığı da bilinmektedir.
O hâlde öğretmen, kendisine tam bir öz güven duymalıdır. Douglas MALLOCH, ünlü bir şiirinde bu durumu veciz bir şekilde dile getirmektedir: EN İYİSİ" Dağ tepesinde bir çam olamazsan, Vadide bir çalı ol. Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.Çalı olamazsan bir ot parçası ol, Bir yola neşe ver. Bir misk çiçeği olamazsan bir saz ol. Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın. Hepimiz kaptan olamayaz, tayfa olmaya mecburuz. Dünyada hepimiz için bir şey var. Yapılacak küçük işler, büyük işler var, Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir. Cadde olamazsan patika ol. Güneş olamazsan yıldız ol. Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir. Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın."İdeal-örnek bir öğretmenin üç önemli temel özelliği vardır:doğruluk, iyilik ve güzellik; bir başka söylemle bilgi, etik(ahlâk) ve sanat. Aydınlık gelecek aşkı, özlemi ve umuduyla yoğrulmuş bir öğretmen için, çabasız geçen her gün ve bir etkinlik yapmadan, bir şeyler üretmeden geçen her an, vicdanını ezecek ağır bir yük, yüce duygularını incitecek acı bir ızdırap olacaktır. Paslanmaktansa yıpranmayı tercih edenlere... İnsanları bilgisizliğin koyu bataklığından aydınlığa kavuşturanlara... Uygarlık peteklerini süzme saf bal ile dolduranlara... Geçmiş çağlardan günümüze süzülerek gelen seçkin kişilerinmimarlarına... Ve tüm bu güzel meziyetlerin sahiplerine gönül verenlere sonsuz SEVGİLER...
İdeal-örnek bir öğretmenin üç önemli temel özelliği vardır:doğruluk, iyilik ve güzellik; bir başka söylemle bilgi, etik (ahlâk) ve sanat. Aydınlık gelecek aşkı, özlemi ve umuduyla yoğurulmuş bir öğretmen için, çabasız geçen her gün ve bir etkinlik yapmadan, bir şeyler üretmeden geçen her an, vicdanını ezecek ağır bir yük, yüce duygularını incitecek acı bir ızdırap olacaktır.
Kimdir öğretmen?..Görev ve sorumlulukları nelerdir?..Toplum içindeki rolü ve fonksiyonu nedir? İşte bu türden soruların "İdeal-örnek öğretmen nasıl olmalıdır?", "Öğretmen ikibinli yıllara nasıl hazırlanmalıdır?" sorularından önce yanıtlanması gerekir. Çünkü bu sorulara vereceğimiz yanıtlar önümüze bir yol açacaktır. Öğretmen, içinde yaşadığı toplumun insanlarını bilgisizlik ve cehaletin koyu bataklığından aydınlığa, uygarlığa çıkarmak için uğraş verenin adıdır. Işığın karanlığı, hareketin durgunluğu ve uyanıklığın uykuyu gidermesi gibi, öğretmen de o kutlu gölgesiyle bilgisizliği, cehaleti, geri kalmışlığı gidermektedir. Onların gönüllerini, ufuklarını açmaktadır.
İnsanların "olabileceklerinin en iyisi" olmalarını sağlamaktadır. Öğretmen, uygarlıkların temel taşıdır. Öğretmen yetiştirmeyi kendisi için hedef seçmeyen her uygarlık, er geç yıkılmaya ve unutulmaya mahkûmdur. Uygarlık, ne kadar şatafatlı kalıplar içinde sunulursa sunulsun, yasalar ne kadar iyi yetişmiş yargıçlara hazırlattırılırsa hazırlatılsın, uluslar ne kadar seçkin liderler yetiştirirse yetiştirsin, bunları eğitim-öğretim yoluyla bireylere ve topluma özümsetecek, aşılayacak, uygulama sahasını sağlayacak öğretmenini yetiştirmedikçe asla etkili ve başarılı olamaz. Nice düşünür, aydın ve liderin üzerinde hemfikir olduğu gibi, öğretmen bir çağın, bir ulusun geleceğini satın alabilecek tek kişidir. Çünkü onun hedefi, insana yön vermek, onu düzene koymak ve yeryüzünün aydınlanmasını sağlamaktır. Yüreğindeki aydınlık gelecek özlem ve umudu, onu durağanlıktan ve kokuşmaktan şiddetle alıkoymaktadır.
Büyük Lider'in:"Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." sözü bu gerçeği özlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Hepimiz artık ikibinli yıllarda yaşıyoruz. İkibinli yıllardan kasıt:düşünsel özellikler, kültürel ve ahlâkî değerler, tüm zorluklar, çıkmazlar, yenilgiler, başarılar, çirkinlikler veya güzellikleriyle bizi etkileyen koşullar ve etkenlerin tamamıdır. Ancak öğretmen için takvimlerin ikibini veya üçbini göstermesinin çok fazla önemi yoktur. Çünkü takvimin gösterdiği zaman ile sosyolojik zaman farklı şeylerdir.
Öğretmenin yapacağı ilk iş, bu takvimsel zamana bakmak değil, kendi toplumunun sosyal zamanını belirlemektir. Yani içinde yaşadığı toplum, hangi tarihî süreçten geçiyor, bunu anlaması gerek. Ancak bununla aydın bir kültüre, evrensel bir uygarlığa, özgür bir düşünceye, bilimsel buluşlara ve aklî değerlere önayak olabilir.
Abdülkadir YILDIZ
Tut Lisesi Yd. Sb. Rehber Öğretmeni ADIYAMAN
ÇOCUKLAR, GÜL KOKULU
Ayrıcalığı var. Canlılar dünyasının harikasıdır gül kokulu bu çocuklar. Bir coşku selidir. Dayanma, direnme, yaşama azmidir. Acı yakışmaz onlara. Onların "Ah" demesi, bizim yüreğimizden parça koparır. Onların gözleri sulanınca, bizim dünyamız kararır. Akrebi, yelkovanı durur içimizdeki saatlerin. Bu çocuklar, sevincimizdir. Bizim aklımız, beynimiz gücümüz yetmez, bilinen tüm koşullarda zaman kavramıyla bunlara doymaya. Bunlar öznesidir geçmişin, geleceğin.
Gelin! El ele verelim. Boyut oluşturalım.Kusursuz, tertemiz, yaşanılası bir ortam hazırlayalım gül kokulu çocuklara. Bizler, el birliğiyle yüklenirsek bu iş bir şeylere benzer. Korku ve endişe iz bırakmaksızın çıkar gider yaşantımızdan. Dinleyin dostlar!Ne önemi var? Doğumu çok zor olsa da, dokusu kusursuzdur güzelliklerin.Sahiplenelim. Ve, bir oyuncak verircesine, ellerine tutuşturalım gül kokulu çocukların.
A. Efter ÖKDEMİR
Orduzu Kümeevleri O. Öğretmeni / MALATYA |